EYT kapsamı dışında kalan milyonlarca çalışanın gözü Meclis kulislerinde; yaş, prim ve kademe formülleri masaya yatırıldı
8 Eylül 1999 sonrasında işe başlayan milyonlarca sigortalı, sadece birkaç günlük farkla 17 ila 20 yıl daha fazla çalışmak zorunda kalmalarına neden olan adaletsizliğin giderilmesi için Meclis’in atacağı adımları bekliyor. Kademeli emeklilik yasası için masada yer alan yeni formüller, prim gün şartları ve yaş tabloları ekonomi yönetiminin en sıcak gündem maddesi olmaya devam ediyor.
1 Güne 17 Yıl Fark: 1999 Sonrası Sigortalıların Yaşadığı Mağduriyet
Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin omurgasını sarsan EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) düzenlemesi 3 Mart 2023 tarihinde yürürlüğe girdiğinde, 8 Eylül 1999 öncesi sigorta girişi olan milyonlarca vatandaşa yaş şartı aranmaksızın emeklilik hakkı tanındı. Ancak bu tarihten sadece bir gün sonra, yani 9 Eylül 1999’da işe başlayan bir sigortalı, EYT kapsamının dışında kalarak emeklilik yaşını kadınlarda 58’e, erkeklerde ise 60’a çıkaran kademeli sistemle baş başa kaldı. Bu durum, işe giriş tarihinden ötürü sadece birkaç günlük farkla çalışanların emeklilik hayallerini 17 ila 20 yıl gibi devasa süreler boyunca ertelemesine yol açtı.
SGK verilerine göre, 1999 ile 2008 yılları arasında (5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği döneme kadar) sigorta koluna tescil yaptırmış olan SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı mensupları, mevcut statüde prim günlerini tamamlasalar dahi yaş engeline takılıyor. Özellikle küçük esnafın tabi olduğu Bağ-Kur prim gün şartının 9000 gün olması, bu gruptaki çalışanların dezavantajını katbekat artırıyor. Çalışma hayatının içinde aktif olarak yer alan ve prim ödemeye devam eden bu kitle, prim günlerini fazlasıyla doldurmuş olmalarına rağmen, kademeli emeklilik modeli olmaksızın yasal olarak emekli olabilmek için orta yaş barajını beklemek zorunda kalıyor.
Meclis Kulislerinde Konuşulan Masadaki Kademe Formülleri ve Yaş Tabloları
TBMM’ye sunulan kanun teklifleri ve torba yasa beklentileri doğrultusunda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile AK Parti grup yönetimi bünyesinde alternatifli simülasyonlar çalışılıyor. Kademeli emeklilik sisteminin ana eksenini, 1999-2008 arasını kapsayan dönemin kademeli olarak esnetilmesi oluşturuyor. Hazırlanan taslak modellerde, işe giriş yılına göre hem yaş sınırlarının aşağı çekilmesi hem de kademeli prim gün şartlarının yeniden revize edilmesi öngörülüyor. Bu doğrultuda uzmanların üzerinde durduğu ve ekonomi masasında tartışılan örnek tablolara göre sigortalılar için kademeli geçişler planlanıyor.
Masada öne çıkan somut hesaplama tablosuna göre; 1999-2000 yılları arasında işe giren kadınlar 43, erkekler 45 yaş ve 6.250 prim günü ile; 2000-2002 arası girişliler kadınlarda 44, erkeklerde 46 yaş ve 6.400 prim günü ile emeklilik hakkı kazanabilecek. Takip eden dönemde ise şartlar kademeli olarak artıyor: 2002-2004 arası girişli kadınlar 45, erkekler 47 yaş ile 6.600 prim gününü; 2004-2006 arası girişli kadınlar 46, erkekler 48 yaş ile 6.800 prim gününü tamamlamak zorunda kalacak. 2006-2008 arasında sigorta kaydı oluşanlar için ise kadınlarda 48 yaş, erkeklerde 50 yaş ve 7.000 prim günü şartının aranması planlanıyor.
SGK ve Bütçe Dengesi: Aktif-Pasif Oranı Ne Söylüyor?
Ekonomi yönetiminin kademeli emeklilik konusunda mesafeli yaklaşmasının ardındaki en temel finansal argüman, sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği ve bütçe dengesi olarak öne çıkıyor. Aktif çalışan sigortalı sayısının emekli aylığı alanlara oranını ifade eden ‘aktif-pasif oranı’, sağlıklı bir sosyal güvenlik sistemi için ideal olarak 4’e 1 seviyesinde olmalıdır. EYT düzenlemesi sonrasında Türkiye genelinde bu oran hızla düşmüş, milyonlarca yeni emeklinin sisteme dahil olmasıyla SGK’nın prim gelirleri ile yaptığı aylık ödemeler arasındaki makas açılmıştır.
Maliye ve Hazine bürokratlarının yaptığı etki analizlerine göre, 1999-2008 arası girişli yaklaşık 4 ila 5 milyon çalışanı kapsayabilecek olası bir kademeli emeklilik reformunun kamu maliyesine getireceği yük milyarlarca lirayı buluyor. Uzmanlar, bu kitlenin aynı anda emekli edilmesi durumunda kıdem tazminatı yükünün iş dünyasında yaratacağı likidite daralmasının yanı sıra, SGK bütçe transferlerinin merkezi bütçe açığını artırabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle hükümet, enflasyonla mücadele programı ve sıkı para politikası çerçevesinde, bütçe disiplininden ödün vermeden kademeli bir formülü hayata geçirmenin yollarını arıyor.
Torba Yasa Beklentisi ve Siyasi Kanattan Gelen Son Sinyaller
Çalışma hayatının en sıcak başlıklarından biri olan kademeli emeklilik için milyonlarca vatandaş gözünü önümüzdeki torba yasa tekliflerine çevirmiş durumda. Muhalefet partileri konuyla ilgili kanun tekliflerini Meclis Başkanlığına sunarken, iktidar kanadından ise henüz bu yönde kesinleşmiş ve takvime bağlanmış resmi bir yasa taslağı bulunmadığı yönünde açıklamalar gelmeye devam ediyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, daha önceki yaptığı açıklamalarda EYT maliyetlerinin ardından yeni bir erken emeklilik veya kademeli yaş indirimi çalışmasının gündemlerinde olmadığını, önceliğin istihdamı korumak ve kayıt dışı istihdamla mücadele etmek olduğunu vurgulamıştı.
Buna rağmen, işçi sendikaları, meslek odaları ve EYT derneklerinin baskısı Meclis kulislerinde etkisini sürdürüyor. Özellikle yerel seçimler sonrasında ekonomik dengelerin oturmasıyla birlikte, 2025’in son çeyreği veya 2026 yılı içerisinde dar kapsamlı bir esnetme veya kademeli yaş formülünün masaya gelebileceği ihtimali kulislerde konuşuluyor. İşverenler ise olası bir kademeli emeklilik yasasında kalifiye iş gücü kaybı yaşanmasından endişe ederken, çalışan tarafı ise kazanılmış hak ve adalet vurgusuyla yasal düzenlemenin bir an önce çıkmasını talep ediyor.
Analiz: 1999-2008 arası sigorta girişi olan milyonlarca çalışanın talep ettiği kademeli emeklilik, sadece sosyal bir adalet talebi değil, aynı zamanda Türkiye’nin orta vadeli makroekonomik dengeleri ve SGK’nın aktüeryal dengesi açısından hassas bir dengeyi temsil etmektedir. Enflasyonla mücadelenin ve mali disiplinin kararlılıkla sürdürüldüğü bu dönemde, kapsamlı bir erken emeklilik adımının bütçeye getireceği yük doğrudan yönetilemez boyutlara ulaşabilir. Ancak 1 günlük sigorta farkıyla ortaya çıkan 17 yıllık yaş uçurumu, toplumsal vicdanda giderilmesi gereken yapısal bir eşitsizliktir. Ekonomi yönetiminin atacağı rasyonel adım; bütçe açıklarını tetiklemeyen, prim gün şartını korurken yaş kademesini makul bir esnekliğe kavuşturan hibrit bir finansal model tasarlamak olacaktır. Aksi takdirde, iş gücü piyasasındaki huzursuzluk ve kayıt dışı çalışma eğilimleri artarak devam edecektir.

Soner Güneş









































































































