Japonya’da gerçekleşen genel seçimler, ülkede alışılagelmiş siyasi dengeleri temelinden sarstı. Yıllardır iktidarı elinde bulunduran koalisyonun meclis çoğunluğunu kaybetmesi, piyasalarda ilk başta bir belirsizlik yaratsa da, bu durum kısa sürede yerini farklı bir beklentiye bıraktı.
Yeni siyasi tabloda, hükümetin halkın alım gücünü artırmak için daha fazla harcama yapacağı ve enflasyonla mücadelede daha aktif bir rol üstleneceği görüşü hakim oldu. Bu beklenti, Japon Yeni’nin dolar ve diğer büyük para birimleri karşısında hızla değer kazanmasına yol açtı. Seçimlerden hemen önce dolar karşısında 159 seviyelerine kadar gerileyen Yen, sonuçların netleşmesiyle birlikte güçlü bir geri dönüş sergiledi. Yatırımcılar, yeni dönemde maliye politikalarının daha genişlemeci olacağını, bunun da fiyatlar üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturacağını öngörüyor. Ekonomideki bu canlanma belirtileri, paranın değerini doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Japon halkı için bu durum, ithal ürünlerin ucuzlaması ve satın alma gücünün korunması anlamına gelirken, küresel ticaret yapanlar için maliyet hesaplarının yeniden yapılmasına neden oluyor.
Merkez Bankası’nın Faiz Kararları
Ekonomi dünyasında “faiz” dendiğinde akla gelen en muhafazakar kurumlardan biri olan Japonya Merkez Bankası, artık eski sessizliğini bozmaya hazırlanıyor. Yıllardır dünyadaki genel eğilimin aksine faizleri çok düşük seviyelerde tutan banka, enflasyon baskılarının artmasıyla birlikte yeni bir yol haritası çiziyor. Piyasa uzmanları, önümüzdeki aylarda Japonya’da faiz artışlarının kaçınılmaz hale geldiğini belirtiyor. Hatta bu ihtimalin %80 gibi oldukça yüksek bir oranda fiyatlandığı görülüyor. Faizlerin yükselmesi demek, Japon Yeni’nin daha cazip bir yatırım aracı haline gelmesi demek. Bu durum, özellikle “carry trade” olarak bilinen ve düşük faizli para birimiyle borçlanıp yüksek getirili yerlere yatırım yapma stratejisini izleyenleri zor durumda bırakabilir. Japonya’da faizlerin artması, dünya genelindeki likidite akışını değiştirebilir. Vatandaşın anlayacağı dille söylemek gerekirse, Japonya’daki küçük bir faiz artışı, dünyadaki sıcak paranın yönünü değiştirerek diğer ülkelerdeki döviz kurları üzerinde dalgalanmalara yol açabilir. Bu nedenle Tokyo’daki faiz tartışmaları, aslında hepimizin cebini dolaylı yoldan etkiliyor.
Siyasetin Ekonomiye Yansıması: Koalisyon ve Yeni Hedefler
Japonya’da siyasi arenadaki değişim, sadece koltukların el değiştirmesiyle sınırlı kalmadı; ekonomik vizyon da yeniden şekilleniyor. Liberal Demokrat Parti’nin (LDP) meclis çoğunluğunu kaybetmesi ve Anayasal Demokrat Parti’nin (CDP) güç kazanması, ekonomi politikalarında sosyal dengelerin daha fazla gözetileceği bir dönemi işaret ediyor. Siyasi liderler, özellikle enflasyonun altında ezilen hane halkına doğrudan destek paketleri sunulması konusunda hemfikir görünüyor. Yeni dönemde en çok üzerinde durulan konu ise ücret artışları. Japonya yıllardır fiyatların artmadığı, hatta düştüğü bir deflasyon sarmalındaydı. Ancak şimdi, %2’lik enflasyon hedefine sadece fiyat artışlarıyla değil, aynı zamanda çalışanların maaşlarına yapılacak zamlarla ulaşılması hedefleniyor. Eğer maaşlar fiyatlardan daha hızlı artarsa, Japonya’da gerçek bir refah artışından bahsetmek mümkün olacak. Bu durum iç tüketimi canlandıracak ve Japon ekonomisini daha dayanıklı bir yapıya kavuşturacak. Ancak bu geçiş sürecinde yaşanacak belirsizlikler, borsa ve döviz piyasalarında volatiliteyi, yani dalgalanmayı tetiklemeye devam ediyor.
Küresel Piyasalarda Japonya Rüzgarı: Yatırımcı Ne Yapmalı?
Japonya’daki bu değişim rüzgarı, küresel yatırımcıların stratejilerini de kökten değiştiriyor. Japon tahvillerine olan ilginin artmasıyla birlikte, 10 yıllık devlet tahvili faizlerinin %2,25 seviyelerini aşması, uluslararası fonların rotasını bu bölgeye çevirmesine neden oldu. Finans dünyası, dolar/yen paritesinin yıl sonuna kadar 135-140 seviyelerine kadar çekilebileceğini konuşuyor. Bu, Japon Yeni’nin ciddi anlamda güçlenmesi demek. Böyle bir senaryoda, ihracatçı Japon devleri için zorlu bir dönem başlayabilir; çünkü değerli para birimi, Japon mallarının yurt dışında daha pahalı hale gelmesi anlamına geliyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde, enerji ve hammadde ithal eden Japonya için maliyetlerin düşmesi avantajı var. Küresel yatırımcılar için ise Japonya artık sadece “güvenli liman” değil, aynı zamanda getiri potansiyeli sunan aktif bir pazar haline geliyor. Küçük yatırımcılar için bu süreçte en önemli tavsiye, panik işlemlerinden kaçınmak ve büyük merkez bankalarının arasındaki bu satranç oyununu dikkatle izlemek olacaktır.
Gelecek Beklentileri: Yen Değer Kazanmaya Devam Edecek mi?
Peki, bundan sonra ne olacak? Japonya’nın yeni rotası netleşmiş gibi görünse de, yolda bazı engeller çıkabilir. Özellikle Japon maliye yetkililerinin, paranın çok hızlı değer kazanmasından duydukları endişeyi dile getirmeleri, piyasaya doğrudan müdahale ihtimalini her zaman masada tutuyor. Çok hızlı yükselen bir para birimi, ekonominin diğer çarklarına zarar verebilir. Bu yüzden dengeli bir değer kazancı hem hükümetin hem de merkez bankasının tercihi olacaktır.

Soner Güneş




































































































