İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıklar, küresel ticaretin kırılgan noktalarını yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlara göre enerji, lojistik ve hammadde tedarikindeki baskı, şirketleri üretim ve tedarik stratejilerini kalıcı olarak değiştirmeye zorluyor.
İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, küresel ticaret ve tedarik zincirleri üzerinde yeni bir dönüşüm sürecini hızlandırıyor. Uzmanlar, Covid-19 pandemisinde ortaya çıkan üretim bağımlılığı ve son dönemde artan ticaret savaşlarının ardından, şimdi de enerji ve lojistik hatlarına yönelik risklerin dünya ekonomisini yeniden şekillendirdiğine dikkat çekiyor.
Pandemi döneminde elektronikten sağlık ekipmanlarına kadar birçok alanda dünyanın Çin’e olan üretim bağımlılığı öne çıkmıştı. Sonrasında uygulanan yeni gümrük vergileri şirketleri alternatif üretim merkezleri aramaya yöneltti. İran savaşı ise petrol, doğal gaz ve gübre gibi kritik hammaddelerde yaşanan kesintilerle küresel ticaretin başka bir zayıf halkasını ortaya çıkardı.
Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 10’u ile küresel LNG ticaretinin beşte biri geçici olarak piyasadan çekildi. Bu gelişme, küresel enerji piyasası tarihinde görülen en büyük arz kayıplarından biri olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre mevcut kriz, pandemi döneminden farklı olarak doğrudan arz tarafını vuruyor. Oliver Wyman ortağı Sebastian Janssen, Covid-19’un üretim merkezlerine bağımlılığı gösterdiğini, Hürmüz krizinin ise ulaşım koridorları ve enerji girdilerine aşırı bağımlılığı ortaya koyduğunu belirtiyor.
Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar nedeniyle tankerlerin rotalarını değiştirmek zorunda kalması, sevkiyat sürelerini iki haftaya kadar uzatırken maliyetleri de sert şekilde artırdı. Gemilere yönelik savaş riski sigorta primlerindeki yükseliş, enerji, kimyasallar ve sanayi ürünlerinin fiyatlarına doğrudan yansıyor.
Şirketler ise bu yeni dönemde tedarik zincirlerini yeniden yapılandırıyor. Son araştırmalar, firmaların üretimi ana pazarlara yaklaştırma anlamına gelen “reshoring” ve “nearshoring” modellerine hız verdiğini gösteriyor. Özellikle Avrupa’da bu eğilim güç kazanırken, Hindistan, Endonezya, Vietnam ve Malezya gibi ülkeler alternatif üretim merkezleri olarak öne çıkıyor.
Ayrıca uzun yıllar benimsenen “tam zamanında üretim” modeli yerini giderek “ihtiyati tedarik” anlayışına bırakıyor. Şirketler olası krizlere karşı tampon stoklarını artırırken, emniyet stok seviyeleri son üç yılın en yüksek düzeyine ulaştı.
Uzmanlara göre İran savaşı, yalnızca bölgesel bir çatışma değil; enerji, finans, lojistik ve siyasi uyum sistemlerinin küresel ölçekte ne kadar dayanıklı olduğunu test eden yeni bir stres senaryosu niteliği taşıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde ticaret ağlarında daha fazla çeşitlilik, daha yüksek stok seviyesi ve daha güçlü stratejik ortaklıkların öne çıkması bekleniyor.
Soner Güneş





































































































