Geçenlerde yolum aslına uygun olarak inşa edilen ve ilk misafiri Mustafa Kemal Atatürk olan tarihi Limak Yalova Termal Butik Otel’e düştü. Tıpkı Atamız gibi terasında oturup yemek yedim, bahçesinde tavla oynadım, kuş seslerinin eksik olmadığı tabiat parkında yürüyüş yaptım, şifa bulduğu termal suyun keyfini çıkardım.
Yapım tarihi 1905’e dayanan ama şimdilerde karşımda yepyeni duran otelin ilginç özelliklerini anlatmaya başlayayım. Yapımından tam 25 yıl sonra, yani 1930’lu yıllarda yeniden elden geçirilen Büyük Otel’in ilk misafiri Atatürk olmuş. Bu ilkten sonra da Ulu Önder, fırsat buldukça bedenini ve ruhunu dinlendirmek için konaklamış, birçok konuğunu da burada ağırlamış.
Ekonomist’in 01 – 14 Şubat 2026 tarihli sayısından
Limak’ın CEO’su Kaan Kavaloğlu’nun anlattığına göre, New York’tan uçarak Atlantik’i aşıp İstanbul’a inen ABD’li pilotları da 1 Ağustos 1931’de bu otelde ağırlamış. Özellikle ömrünün son aylarında bu otelde daha çok zaman geçirmiş.
Allahtan Kenan Evren’i dinlememişler
Atamızın ölümünün ardından otel bir süre daha hizmet vermeye devam etmiş. İsmet İnönü, Fevzi Çakmak da bu mekânın misafirleri arasında yer alırken, oteli 1984’te ziyaret eden dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, iyice eskiyen otelin yıkılması talimatını vermiş. Allahtan emir yerine gelmemiş ama kaderine terk edilerek viraneye dönüşmüş. Bina için 2001 yılında Gazi Üniversitesi tarafından bir onarım projesi yapılmış ancak bir türlü uygulamaya sokulmamış. Gözden düşen, ilgiden yoksun kalan binalar da yavaş yavaş çürümeye başlamış. Kaderine terk edilip harabeye dönüşen oteli yeniden eski günlerine döndürebilmek için Limak Holding devreye girmiş. Yüzlerce elemanı ve kasasından çıkan 20 milyon dolar parasıyla da oteli orijinaline uygun olarak restore etmiş. Açılış tarihini de anlamlı bir güne denk getirmiş. Atatürk’ün Termal ilçesini ziyaretinin yıldönümü olan 19 Ağustos’ta yeniden konuklarına kapılarını açmış.
Her odanın bir hikayesi var
4 süit odadan oluşan Cihannüma’yla birlikte toplam 48 odaya sahip olan otelin her bir köşesine yansıyan ince dokunuşlar hemen dikkatinizi çekiyor. Hattatların, nakkaşların, mobilya ustalarının hünerli ellerinden çıkan işçiliği ise fark etmemenize imkân yok. Fark edilen bir başka unsur da 1881’den başlayıp 1938’de biten oda numaraları… Yani Atatürk’ün anısını yaşatmak için doğumuyla başlayıp, ölümüyle son bulan 57 yılın sıralaması. Dolayısıyla her oda numarasının bir hikayesi var. Örneğin; 1905 numaralı oda Askeri Harp Akademisi’nden mezun olduğu yılı simgeliyor ki tali de olsa ayrı bir özelliği daha var. Binanın yapım tarihini ve Galatasaray’ın doğum yılını işaret ediyor. Limak, 1938 numaralı odada ise çok hoş bir iş yapmış. Sondaki 8 rakamını yatık halde kullanarak sonsuzluk işaretine dönüştürmüş.
Bu arada odaların her biri Cumhuriyet döneminin renkleri ve dekorasyonuyla abartıya kaçmadan özenle döşenmiş. Üstelik en ufak ayrıntılar bile düşünülmüş. Telefon ve avize gibi eşyaların o dönemdekilerin aynısı olmasına bile gayret edilmiş. O enfes bahçenin ve dört bir tarafınızı saran Samanlı Dağları’nın temiz havasını da içinize çekerek çevreyi dolaşabilirsiniz. Bu arada binadan hiç çıkmadan binalar arası geçişi sağlayan cam piramidi kullanarak SPA merkezi ile termal havuzun bulunduğu binaya da geçiş yapabilirsiniz. Odaların banyosunda da mevcut olan termal suyun kullanıldığı açık ve kapalı havuzlarda kulaç atmanız ise ayrı bir keyif verecektir. SPA masajı, sauna, buhar banyosu, Türk hamamı keyfi yaparken önce 40 derecelik kapalı havuza, sonra da 36 derecelik açık havuza girebilirsiniz. İnanın dışarı da yağan yağmurun eşliğinde sıcak havuzda yüzmek bir harika.
Görevlilerin dediğine göre kar yağarken termal havuzdan faydalanmak daha da keyifliymiş.
500 milyar dolarlık pastada Türkiye’nin kaybolan payı
Ertesi gün çevre gezisi yaptığınızda birçok otel, pansiyon gibi konaklama yerlerinin düzensiz yapılaşmanın simgesi olarak faaliyet gösterdiğini, yerel halkın turizm konusunda bilinçsiz olduğunu gözleyebilirsiniz. Halbuki Yalovalılar, termal turizm sayesinde dünyadaki pastadan çok büyük paralar alabilirler. Küresel sağlık turizmi pazarının değeri 500 milyar doların üzerindeyken, termal turizm bu pastanın önemli bir bölümünü oluşturuyor. Özellikle Avrupa (Almanya, Macaristan, Çekya, İtalya) ve Asya (Japonya, Güney Kore) termal turizmde öne çıkıyor.
Türkiye’de ise sağlık turizminin yıllık getirisi yaklaşık 3 milyar dolar ki, bu rakamın önemli kısmı termal tesislerden geliyor. Türkiye, sıcak su yönünden zengin bir ülke… Afyonkarahisar, Kütahya, Yalova, Denizli (Pamukkale) ve Balıkesir öne çıkan merkezler. Türkiye Jeotermal Derneği’nin verilerine göre Almanya ve Macaristan’a termal turizm amaçlı giden turist sayısı 10 milyon. Bu rakam Rusya’da 8, Fransa’da 1 milyona yakın. Kaynak zenginliği açısından dünyada ilk 7 ülke arasında olan Türkiye’nin ise esamesi okunmuyor. İşte bu nedenle termal su kaynaklarının ticari saha haline dönüşebilmesi için Limak Otel gibi yatırımların önemi büyük.
Unutulan susuz yaz, hatırlanan çaresizlik
Bugünlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Melih Gökçek, Mansur Yavaş’ı Ankara’yı susuz bırakmakla suçluyor. Ancak toplumsal hafızamız zayıf olduğu için 18 yıl önce yaşananları hatırlatmak bana düştü. 2007 yazı, Ankara’nın tarihine “susuz yaz” olarak kazınmıştı. Su konusunda gerekli tedbirleri almayan ve yatırımları yapmayan Melih Gökçek, Ankara’yı susuz bırakmış, vatandaş aylar boyunca, bir tek damla suya hasret kalmıştı. Gökçek’in gereksiz yere suyu kesmesi ise sıcaktan kavrulan Başkent’e Kerbela’yı yaşatmıştı.
Su konusunda yağmur duasına çıkılmasını önermesi ise dün gibi aklımda… “Cenap-ı rabbim yağmur yağdırırsa, susuzluğa çare buluruz” diyerek, tarihi açıklamalarından birini daha yapmıştı. O süreçte başbakan olan Recep Tayip Erdoğan devreye girmiş, daha doğrusu konuya girmek zorunda kalmıştı. Gökçek’i AKP Genel Merkezi’ne çağırıp, rivayetlere göre epey haşlamıştı. Hatasını da “Panik çıkartmak” diyerek eleştirmişti. Zaten ertesi gün de su kesintileri son bulmuş, birkaç günlük suyu kaldı denen Ankara’da da daha sonraki günlerde su kesintisi yaşanmamıştı.
Ayrıcalığın erozyonu: Yeşil pasaportun sessiz krizi
Meslek odasına kayıtlı, fiilen çalışan ve 15 yılını dolduran mühendis ile mimarlara yeşil pasaport verilmesini öngören kanun teklifi TBMM gündemine girince turizm sektörü ayağa kalktı. Daha önce 15 yılını doldurmuş avukatlara tanınan bu hakkın, yurt dışı ile yoğun teması olmayan meslek gruplarına da verilmesi planlanırken, turizmcilerin kapsam dışında tutulması sektörde tepkiyle karşılandı. Ülkeye döviz girdisi sağladıklarını vurgulayan turizmciler, bu hakkın “hizmet ihracatçısı” kimliğiyle kendilerine de tanınmasını istiyor. Oysa otel veya tur operatörleri, yurtdışına kestikleri faturalar üzerinden Hizmet İhracatçılar Birliği’ne (HİB) üye olarak beyan veriyor. Şartlar uygunsa yeşil pasaport hakkı zaten beş yıldır mevcut. Bugün 200’den fazla turizmci bu pasaportu kullanıyor. Amaç tüm turizmcilere yeşil pasaport verilmesiyse, sayı kısa sürede bordo pasaportu geçebilir. Bu durumda yeşil pasaportun ayrıcalığı kalmaz, değeri de düşer.
Soner Güneş





































































































