• BIST 100
    13,84
    % 0,10
  • YARIM ALTIN
    24.304,00
    % -5,27
  • $ DOLAR
    43,5064
    % 0,22
  • € EURO
    51,9062
    % -0,33
  • £ POUND
    59,9250
    % -0,22
  • ¥ YUAN
    6,2605
    % 0,19
  • РУБ RUBLE
    0,5767
    % 0,02
  • BITCOIN/TL
    3597615,00,323
    % -5,79

ÖZEL HABER | TRUMP’IN “1 ŞUBAT” TARİFESİ

ÖZEL HABER | TRUMP’IN “1 ŞUBAT” TARİFESİ

PAZAR GÜNÜ BAŞLAYACAK OLAN YENİ EKONOMİK DÜZEN
Washington DC’de, Beyaz Saray’ın Gül Bahçesi’nde (Rose Garden) atılan imzalar ve sosyal medya platformu Truth Social üzerinden gece yarısı yayımlanan mesajlar, küresel ticaretin fay hatlarını bir kez daha ve bu kez çok daha şiddetli bir şekilde sarsmaya hazırlanıyor. ABD Başkanı Donald J. Trump’ın ikinci döneminde, “Önce Amerika” (America First) doktrini, daha agresif, daha öngörülemez ve hukuki sınırları zorlayan bir “Mütekabiliyet” (Reciprocity) ve “Cezalandırma” stratejisine evrilmiş durumda. 1 Şubat 2026 Pazar günü, bu stratejinin ete kemiğe büründüğü, küresel tedarik zincirlerinin yeniden haritalanacağı tarihi bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçecek. ABD’nin ticaret fazlası veren ülkelere yönelik olarak devreye alacağı %15’lik ek gümrük vergisi paketi ve eş zamanlı olarak İran ile ticari ilişki içinde olan ülkelere yönelik %25’lik yaptırım tehdidi, Ankara’dan Pekin’e, Berlin’den Mexico City’ye kadar tüm başkentlerde kırmızı alarmların çalmasına neden oldu. Paraanaliz.com olarak hazırladığımız bu kapsamlı araştırma dosyası, sadece yaklaşan 1 Şubat tarihine odaklanmakla kalmıyor; Trump’ın ticaret savaşlarının anatomisini, Türkiye ekonomisinin bu fırtınadaki konumunu, ihracatçının karşı karşıya olduğu çok katmanlı riskleri ve olası çıkış stratejilerini en ince detayına kadar masaya yatırıyor. İhracatçı birliklerinden lojistik operatörlerine, Washington’daki lobi şirketlerinden Anadolu’daki sanayi bölgelerine kadar uzanan geniş bir perspektifte, Türkiye’nin bu ticaret savaşından “teğet mi geçeceğini” yoksa “tam isabet mi alacağını” analiz ediyoruz. Raporumuz, veriye dayalı öngörüler, sektörel hasar tespit simülasyonları ve jeopolitik risk haritaları ile iş dünyasına bir pusula olmayı hedeflemektedir.

BÖLÜM 1: KÜRESEL TİCARETTE PARADİGMA DEĞİŞİMİ VE TRUMP 2.0 DOKTRİNİ

1.1.
“Tarife”: Bir Ekonomik Silahın Yeniden Keşfi
Donald Trump’ın ekonomi politikasının merkezinde, 20. yüzyılın serbest ticaret ezberlerini bozan tek bir kelime yatıyor: “Tarife”. Seçim kampanyası boyunca “Tarife, sözlükteki en güzel kelimedir” diyerek niyetini açıkça belli eden Trump, ikinci başkanlık döneminde gümrük vergilerini sadece bir gelir kapısı veya yerli üreticiyi koruma aracı olarak değil, aynı zamanda diplomatik bir sopa ve jeopolitik bir kaldıraç olarak kullanmaktadır. 2018-2019 dönemindeki ticaret savaşları, bugünkü tablonun yanında sadece bir “ısınma turu” olarak kalabilir. Zira Trump 2.0 dönemi, çok daha sistematik, çok daha kapsamlı ve hukuki altyapısı “Ulusal Acil Durum” yetkileriyle güçlendirilmiş bir korumacılık duvarı inşa etmektedir. Mütekabiliyet Yasası (Trump Reciprocity Trade Act) olarak bilinen ve ABD Ticaret Temsilciliği’ne (USTR) geniş yetkiler tanıyan yeni düzenleme, ABD’nin gümrük tarifelerini, ticaret ortağı olan ülkenin ABD mallarına uyguladığı tarifelerle eşitlemeyi hedefliyor gibi görünse de, asıl amaç ABD’nin kronik dış ticaret açığını kapatmaktır. Trump yönetimi, ticaret açığını bir “ulusal güvenlik tehdidi” ve “ekonomik kan kaybı” olarak tanımlamakta; bu açığı veren ülkeleri ise ABD’nin zenginliğini sömüren aktörler olarak kodlamaktadır. Bu bakış açısı, 1 Şubat 2026 tarihinde yürürlüğe girecek olan tarifelerin temel meşruiyet zeminini oluşturmaktadır.

1.2. 1 Şubat Tarihinin Anatomisi: Neden Şimdi?
Pazar günü yürürlüğe girecek olan bu tarife dalgası, tesadüfi bir tarih değildir. Washington bürokrasisinde ve küresel piyasalarda bu tarihin seçilmesinin ardında yatan birkaç kritik dinamik bulunmaktadır:

1.3. Yasal Çerçeve: IEEPA ve Ulusal Güvenlik Kalkanı
Trump’ın gümrük vergilerini bu kadar hızlı ve Kongre onayı olmaksızın devreye alabilmesinin ardındaki hukuki güç, 1977 tarihli Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası’dır (IEEPA – International Emergency Economic Powers Act). Başkan, “ulusal güvenliğe yönelik olağandışı ve olağanüstü bir tehdit” ilan ederek, ticaret akışını dilediği gibi düzenleme yetkisine sahiptir. Trump, ticaret açıklarını, sınır güvenliğini ve uyuşturucu trafiğini (fentanil krizi) birleştirerek IEEPA’yı aktive etmiş ve gümrük vergilerini bir “ekonomik savunma aracı” olarak konumlandırmıştır. Bu yasal zemin, Amerikan mahkemelerinde tartışmalı olsa da, Yüksek Mahkeme’nin (Supreme Court) başkanın yetkilerine yönelik geniş yorumları, Trump’ın elini güçlendirmektedir. Dolayısıyla, Türk ihracatçısının “Bu vergiler hukuka aykırı, iptal edilir” beklentisine girmesi, stratejik bir hata olacaktır. Zira süreç yargıda çözülene kadar, pazar payları çoktan el değiştirmiş olabilir.

BÖLÜM 2: TÜRKİYE-ABD TİCARET DENKLEMİ VE “FAZLA” TARTIŞMASI
Türkiye, son yıllarda ABD ile olan ticaret hacmini 30 milyar dolar seviyesinin üzerine taşıyarak tarihi bir başarıya imza atmıştır. “100 Milyar Dolar Ticaret Hacmi” hedefi doğrultusunda ilerleyen iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler, paradoksal bir şekilde bu başarının kurbanı olma riskiyle karşı karşıyadır. Trump’ın “Ticaret Fazlası Veren Ülkeler” (Trade Surplus Countries) kategorisi, Türkiye için kritik bir eşik teşkil etmektedir.

2.1. Rakamların Dili: Türkiye ABD’ye Ne Kadar Satıyor?
ABD Nüfus Sayım Bürosu (Census Bureau) ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri incelendiğinde, Türkiye’nin ABD ile olan mal ticaretinde dengeli bir seyir izlediği, ancak son dönemde ibrenin Türkiye lehine dönmeye başladığı görülmektedir. Bu noktada kritik soru şudur: Trump yönetimi, Türkiye’yi “sistematik olarak ticaret fazlası veren ve ABD pazarını sömüren” bir ülke olarak mı, yoksa “dengeli ticaret ortağı” olarak mı görmektedir? Yanıt, ne yazık ki rakamlardan çok siyasi tercihlerde gizlidir.

2.2. Hizmet Ticareti: Türkiye’nin Gizli Kozu mu, Yumuşak Karnı mı?
Mal ticaretine odaklanan Trump yönetimi, genellikle hizmet ticaretini denklemin dışında tutma eğilimindedir. Ancak Türkiye için hizmet ticareti, ABD ile olan ilişkilerde büyük bir artı değer yaratmaktadır. 2025 yılının ilk dokuz ayında Türkiye, genel hizmet ticaretinde 49 milyar dolar fazla verirken, ABD’den gelen turist sayısı ve sağlık turizmi gelirleri bu fazlada önemli bir paya sahiptir. Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre, ABD ile olan hizmet ticaretinde de Türkiye’nin pozitif bir ayrışma içinde olduğu görülmektedir. Eğer Trump yönetimi, “Mütekabiliyet” hesabına hizmet ticaretini de dahil ederse, Türkiye’nin “fazla veren ülke” statüsü kesinleşecektir. Ancak sadece mal ticaretine bakılırsa, Türkiye’nin savunma sanayi ve enerji ithalatı (LNG) gibi kalemlerdeki alımları, “dengeli” bir görünüm sunarak Türkiye’yi en ağır yaptırımlardan kurtarabilir.

BÖLÜM 3: MASADAKİ EN BÜYÜK KABUS: “İRAN” TARİFESİ VE %25 TEHDİDİ
1 Şubat tarifesi (%15) teknik bir ticaret düzenlemesi gibi görünse de, arka planda bekleyen ve Türkiye ekonomisini çok daha derinden sarsma potansiyeli taşıyan asıl tehlike “İran Tarifesi”dir.

13 Ocak 2026 tarihinde Donald Trump’ın Truth Social platformundan yaptığı açıklama, küresel piyasalarda soğuk duş etkisi yaratmıştır: “İran İslam Cumhuriyeti ile iş yapan herhangi bir ülke, ABD ile yaptığı tüm ticaret için %25 tarife ödeyecektir. Bu emir kesindir.”. Bu açıklama, henüz Resmi Gazete’de (Federal Register) yayımlanmış bir Başkanlık Kararnamesi (Executive Order) statüsünde olmasa da, Trump’ın yönetim tarzı göz önüne alındığında, bir “niyet beyanı”ndan öte, yaklaşan bir fırtınanın habercisi olarak okunmalıdır.

3.1. “İş Yapmak” (Doing Business) Kavramının Belirsizliği
Bu tehdidin en korkutucu yanı, “İran ile iş yapmak” ifadesinin hukuki ve ticari sınırlarının çizilmemiş olmasıdır. Bu belirsizlik, Türk iş dünyası için gri alanlar ve tuzaklarla doludur:

3.2. Türkiye İçin “Çifte Vergi” (Tariff Stacking) Riski
Eğer hem %15’lik “Ticaret Fazlası” vergisi hem de %25’lik “İran Yaptırımı” vergisi aynı anda uygulanırsa, Türkiye “Tariff Stacking” (Vergi İstifleme) adı verilen bir kâbus senaryosuyla karşı karşıya kalacaktır.

BÖLÜM 4: SEKTÖREL HASAR TESPİT RAPORU VE RİSK ANALİZİ
Yaklaşan 1 Şubat fırtınasının etkisi, Türkiye ekonomisinin her hücresinde aynı şiddetle hissedilmeyecektir. Bazı sektörler, ABD pazarındaki yerleşik konumları ve stratejik önemleri nedeniyle daha dirençli olabilirken, bazıları ise “kırılgan” yapılarıyla ilk darbeyi alacaktır.

4.1. Demir-Çelik ve Alüminyum: “Paslı” Bir Gelecek
Trump’ın ilk dönemindeki (2018) ticaret savaşlarının sembolü olan çelik sektörü, “Section 232” (Ulusal Güvenlik) vergileriyle zaten yaralı durumdadır. Türkiye, o dönemde %50’ye varan vergilerle karşılaşmış ve ABD pazarındaki payını önemli ölçüde kaybetmişti.

4.2. Tekstil ve Hazır Giyim: İnce İplik Üzerinde Yürüyüş
Tekstil ve hazır giyim, Türkiye’nin ABD’ye ihracatında stratejik bir öneme sahiptir.

ABD, Türkiye’nin en büyük ikinci tekstil pazarı konumundadır.

4.3. Otomotiv ve Yan Sanayi: Tedarik Zinciri Kırılması
Otomotiv endüstrisi, Türkiye ihracatının lokomotifi konumundadır. Ford Otosan, Tofaş ve Toyota gibi devlerin yanı sıra güçlü bir yan sanayi ağı, ABD pazarında önemli bir oyuncudur.

4.4. Mücevherat ve Savunma Sanayi: Muafiyet Adayları
Her kriz kendi fırsatlarını da yaratır. Türkiye’nin ABD’ye ihracatında önemli yer tutan bazı sektörler, Trump’ın gümrük duvarlarından “delikler açarak” geçebilir.

BÖLÜM 5: LOJİSTİK VE TEDARİK ZİNCİRİ: ATLANTİK DUVARI VE “TRANSİT MAL” KRİZİ
1 Şubat tarifesinin sadece gümrükteki maliyeti değil, lojistik operasyonlar üzerindeki fiziksel etkisi de ihracatçıyı zorlayacaktır. Şu anda okyanusta, gemilerde bulunan ve ABD limanlarına doğru yol alan Türk mallarının akıbeti, büyük bir belirsizlik konusudur.

5.1. Yoldaki Mallar (Goods in Transit) Sorunu
Gümrük mevzuatında genellikle bir tarife değişikliği yapıldığında, “yola çıkmış” mallar için bir geçiş süreci (grace period) tanınır. Ancak Trump yönetimi, ani ve şok kararlarıyla bilinir. Eğer 1 Şubat itibarıyla limana yanaşmamış mallar için de yeni tarife uygulanırsa, Türk ihracatçısı hesapta olmayan milyonlarca dolarlık ek maliyetle karşılaşacaktır.

5.2. Transshipment (Aktarma) ve %40 Ceza Riski
Bazı firmalar, Türk mallarını önce Meksika veya Kanada’ya gönderip, oradan ABD’ye sokarak (re-export) vergiden kaçınma yolunu deneyebilir. Ancak Trump yönetimi, bu “arka kapı” yöntemini (circumvention) öngörmüş ve buna karşı çok sert tedbirler geliştirmiştir.

BÖLÜM 6: JEOPOLİTİK BAĞLAM: “GRÖNLAND”DAN “ANKARA”YA DERSLER
Trump’ın ticaret politikalarını anlamak için, “Greenland” (Grönland) krizine bakmak öğreticidir.

Trump, Grönland’ı satın alma teklifini reddeden Danimarka ve ona destek veren Avrupa ülkelerine karşı gümrük vergisi tehdidinde bulunmuştu.

6.1. Pazarlık Gücü Olarak Tarife
Trump, tarifeleri bir “amaç” değil, bir “araç” olarak kullanmaktadır. Grönland örneğinde, Avrupa ülkeleriyle yapılan müzakereler sonucunda, “NATO bütçesine katkı” veya “Arktik bölgesinde işbirliği” gibi tavizler karşılığında vergi tehdidi geri çekilmiştir.  Bu durum, Türkiye için de geçerlidir. 1 Şubat tarifesi, aslında Ankara’yı masaya oturtmak ve başka konularda (S-400, Suriye, Doğu Akdeniz vb.) taviz koparmak için bir “pazarlık kozu” olabilir. Türkiye’nin, Trump’ın bu “iş bitirici” (deal-maker) tarzına uygun bir diplomasi yürütmesi gerekmektedir.

6.2. Türkiye’nin Diplomatik Seçenekleri

BÖLÜM 7: SONUÇ VE GELECEK SENARYOLARI
1 Şubat Pazar günü, Türkiye ekonomisi için yeni bir dönemin kapısını aralayacaktır. Bu dönem, “belirsizlik” ve “risk” kadar, “adaptasyon” ve “fırsat” kavramlarını da barındırmaktadır.

Senaryo A: “Yumuşak İniş” (Olasılık: %30)

Senaryo B: “Kontrollü Gerilim” (Olasılık: %50)

Senaryo C: “Kusursuz Fırtına” (Olasılık: %20)

İhracatçıya Tavsiyeler: “Diken Üstünde” Kalmayın, Harekete Geçin
Pazar günü güneş doğduğunda, küresel ticaretin kuralları değişmiş olacak. Türk iş dünyasının bu yeni kurallara ne kadar hızlı adapte olacağı, önümüzdeki yılların ekonomik performansını belirleyecektir. Paraanaliz olarak süreci yakından takip etmeye devam edeceğiz. Yasal Uyarı: Bu rapor, 30 Ocak 2026 tarihi itibarıyla mevcut olan veriler, açık kaynaklı istihbarat ve resmi açıklamalar ışığında hazırlanmıştır. ABD yönetiminin anlık karar değişiklikleri ve Başkanlık Kararnameleri, rapordaki senaryoları ve vergi oranlarını değiştirebilir.