• BIST 100
    13,09
    % -1,45
  • YARIM ALTIN
    23.509,00
    % -0,62
  • $ DOLAR
    44,2795
    % 0,22
  • € EURO
    50,5902
    % -0,78
  • £ POUND
    58,5955
    % -0,84
  • ¥ YUAN
    6,4114
    % -0,16
  • РУБ RUBLE
    0,5500
    % -0,60
  • BITCOIN/TL
    3159615,00,720
    % 1,21

Enflasyon hedefini bu kez de ‘savaş’ vurdu

Enflasyon hedefini bu kez de ‘savaş’ vurdu

ABD Başkanı Trump’ın günaşırı değişen açıklamaları, nbsp;piyasalarda ciddi dalgalanmalara neden olurken, Brent petrolün varil fiyatı 80-120 dolar arasında dalgalı bir seyir izliyor.

Bu olumsuz gelişmeler, dünyanın en yüksek enflasyonlarından birine sahip olan Türkiye’de enflasyonla mücadele hesaplarını bozmaya başladı. TCMB 12 Mart’taki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini yüzde 37’de sabit bıraktı. Bu beklenen bir gelişmeydi ancak önümüzdeki aylarda Türkiye’nin başta gıda fiyatları olmak üzere kendi iç dinamiklerinden kaynaklı enflasyon artışlarına şimdi bir de İran savaşının olası etkileri eklenmiş oldu. Görünen o ki TCMB’nin yüzde 15-21 aralığına revize ettiği yıl sonu enflasyon beklentisi, yüzde 30’lara doğru tırmanma tehlikesi içinde.

TCMB yakın takipte

Son PPK toplantısında gecelik borç verme faizini yüzde 40, gecelik borçlanma faizini ise yüzde 35,50 seviyelerinde sabit tutan TCMB, yayınladığı karar metninde, enflasyonun ana eğiliminin şubat ayında yatay bir seyir izlediğini ifade ederken, Ortadoğu eksenli jeopolitik gelişmelerin yarattığı belirsizliklere dikkat çekti. Metinde, “Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı ve iktisadi faaliyet üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir” denilirken, enflasyon görünümünde “belirgin ve kalıcı bir bozulma” gözlenmesi durumunda para politikası duruşunun daha da sıkılaştırılabileceği vurgulandı. Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında bir tablo oluşması halinde, ek makro ihtiyati adımların devreye sokulabileceği ve likidite yönetimi araçlarının etkili bir şekilde kullanılacağı kaydedildi.

Enflasyonun yönü yukarı

Zaten Türkiye’de enflasyon şubatta yüzde 2,96 geldi ve böylelikle yılın sadece ilk iki ayında toplam enflasyon yüzde 7,95’e ulaşmış oldu. Yıllık enflasyon şubatta yüzde 31,53’e çıktı ve Eylül 2025’ten bu yana ilk kez yıllık bazda yönünü yukarıya çevirdi. Enflasyon, ocak ayında piyasa beklentilerinin üzerine çıkarak yüzde 4,84 oranında artış gösterirken, yıllık enflasyon yüzde 30,65 olarak hesaplanmıştı.

En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 36,44 artış, ulaştırmada yüzde 28,86 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 42,33 artış olarak gerçekleşti. Prof. Dr. Ege Yazgan / Bilgi Üniversitesi Rektörü “Savaş, enflasyon beklentilerini yükseltecek” “İran savaşı sonrasında ortaya çıkan tablo, yıl sonu enflasyon beklentilerini etkileyecek. Hedeflerin ne kadar sapacağını şu an kimse öngöremez ama yıl sonu için yüzde 15-21 arası enflasyonun gerçekleşmeyeceğini söylemek mümkün. Ben savaşın çok uzun süreceğini düşünmüyorum. Ama savaş öncesinde yıl sonunda 60 dolar olarak öngörülen petrol fiyatının nerede duracağı belli değil. Eşel mobil uygulaması ile şimdilik petrol fiyatlarının enflasyona etkisi sınırlanmış olsa da yıl sonu için beklentilerin birkaç puan yükseleceğini söyleyebiliriz.”

Büyüme verileri bize ne gösteriyor?

Türkiye ekonomisi 2025 yılının tamamında yüzde 3,6 büyürken; 2025’in son çeyreğindeki büyüme yüzde 3,4 olarak gerçekleşti.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Ekim-Aralık 2025 dönemini kapsayan gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) verilerine göre, Türkiye ekonomisinin toplam büyüklüğü 1,6 trilyon doları aşarken, kişi başına milli gelir de 18 bin doların üzerine çıktı. Bu dönemde büyümenin ana sürükleyicisi hanehalkı tüketimi oldu. 2025’te inşaat sektöründeki hareketlenme pek çok sektörü destekleyici etki yaparken, tarım sektörü ise hem mevsim koşulları hem de maliyetler nedeniyle daraldı. GSYH’yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2025 yılında bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; inşaat sektörü toplam katma değeri yüzde 10,8, bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 8,0, ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonlar yüzde 6,9, ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 4,6, diğer hizmet faaliyetleri yüzde 4,3, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri yüzde 4,0, finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 3,8, sanayi yüzde 2,9, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 2,7, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 1,0 arttı.

Geçen yıl küresel talepteki yavaşlamanın da etkisiyle ihracatın büyümeye katkısı negatif oldu. Aynı dönemde ithalat ise yüzde 4,9’luk artış gösterdi. Bu dönemde cari açığın milli gelire oranı ise yüzde 1,6 gibi sürdürülebilir bir düzeyde gerçekleşti.

‘Yüksek gelirli ülke’ olduk!

2025’te kişi başına GSYH 2025 yılında cari fiyatlarla 712 bin 200 TL, ABD doları cinsinden 18 bin 40 dolar olarak hesaplandı. Böylelikle henüz beş yıl önce, 2021’de 9 bin 601 dolar olan kişi başına yıllık gelirimiz dolar bazında neredeyse iki kat artmış oldu.

Türkiye ekonomisi yüksek enflasyonla geçirdiği bu yıllarda ortalama yüzde 4-5 bandında büyümeye devam ederken, dolar kurunun sürekli baskılanması bu sonuçta etkili oldu. Türkiye bu sayede, Dünya Bankası’nın en son 2024 yılında 13 bin doların üzeri olarak belirlediği ‘Yüksek Gelirli Ülkeler’ ligine çıkmış oldu. Ancak toplumun geniş kesimlerinin ‘yüksek gelirli’ bir hayat sürmediği hepimizin malumu. Orta sınıfın her geçen gün eridiği, gelir uçurumlarının arttığı, emekli ve işsiz milyonların ağır bir geçim sıkıntısı yaşadığı bu dönemde, kağıt üstünde ‘yüksek gelirli’ olmak, ne yazık ki tatmin edici bir sonuç yaratmaktan uzak.

İşsizlik 2026’ya yükselişle başladı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ocak ayına ilişkin iş gücü istatistiklerine göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaş grubundaki işsiz sayısı, ocakta bir önceki aya kıyasla 73 bin artarak 2 milyon 819 bin kişiye çıktı. İşsizlik oranı ise 2026’nın ilk ayında 0,3 puan yükselişle yüzde 8,1 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,6, kadınlarda yüzde 11 olarak tahmin edildi.

Bu dönemde 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfustaki işsizlik oranı ise bir önceki aya göre 0,1 puan artarak yüzde 14,3 oldu. Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı, ocakta bir önceki aya göre 516 bin kişi azalarak 31 milyon 953 bin kişi oldu. İstihdam oranı ise 0,8 puan azalışla yüzde 47,9 olarak gerçekleşti. Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan atıl iş gücü oranı da ocakta aylık bazda 0,9 puan artarak yüzde 29,9 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 19,2 iken işsiz ve potansiyel iş gücünün bütünleşik oranı yüzde 20,2 olarak tahmin edildi.