Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, bankalara yönelik yaptığı önemli çağrıda, firmalara kredi tahsis edilirken yalnızca mevcut bilançolar yerine, üretim kapasitesi, ihracat potansiyeli ve istihdam yaratma gücünün öncelikli kriterler olarak ele alınmasını istedi.
Başkan Baran, günümüz ekonomik koşullarında işletmelerin sürdürülebilir büyümesi ve ülke ekonomisine katkısı için finansmana erişimin hayati önem taşıdığını vurguladı. Mevcut bilançoların geçmiş performansı yansıttığını ancak gelecekteki potansiyeli her zaman tam olarak göstermediğini belirten Baran, özellikle üretim odaklı ve ihracat potansiyeli yüksek firmaların, sadece bilanço verileri nedeniyle finansman sıkıntısı yaşamaması gerektiğini ifade etti. Bu yaklaşımın, reel sektörün dinamik yapısını daha iyi kavrayarak, ekonominin geleceğine yatırım yapmak anlamına geldiğinin altını çizdi.
Bu çağrının, özellikle KOBİ’lerin ve büyümekte olan işletmelerin finansman modellerinde yeni bir pencere açabileceği düşünülüyor. Firmaların Ar-Ge harcamaları, teknoloji yatırımları ve yeni pazarlara açılma projeleri gibi geleceğe yönelik adımlarının, mevcut bilançolarda her zaman tam olarak yansımadığı biliniyor. Baran’ın bu önerisiyle, bankaların risk değerlendirme süreçlerinde daha kapsamlı bir bakış açısı geliştirmesi ve böylece yüksek potansiyelli projelere sahip ancak henüz büyük bilanço büyüklüklerine ulaşamamış şirketlerin önünün açılması hedefleniyor.
Bankacılık sektörü için ise bu durum, yeni risk değerlendirme modelleri ve daha derinlemesine sektör analizleri gerektirebilir. Mevcut teminat ve bilanço bazlı kredi verme alışkanlıklarının ötesine geçerek, şirketlerin operasyonel yeteneklerini, pazar konumlarını ve yönetim kalitelerini daha yakından incelemeleri gerekebilir. Bu değişim, uzun vadede Türkiye ekonomisinin üretim ve ihracat kapasitesini artırma hedeflerine ulaşmasına önemli katkılar sağlayabilir ve daha dengeli bir finansman yapısı oluşturabilir.
Analiz: ATO Başkanı Gürsel Baran’ın bankalara yönelik kapasite bazlı kredi çağrısı, Borsa İstanbul üzerinde dolaylı ancak potansiyel olarak pozitif etkiler yaratabilir. Eğer bankacılık sektörü bu çağrıya kulak verirse, reel sektördeki üretim ve ihracat odaklı şirketlerin finansmana erişimi kolaylaşabilir. Bu durum, sanayi, imalat ve ihracatçı şirketlerin büyüme potansiyellerini artırarak uzun vadede ilgili hisselerin performansına olumlu yansıyabilir. Ancak bankalar açısından, daha yüksek riskli kredi portföyü oluşturma endişesi, kısa vadede banka hisseleri üzerinde bir miktar baskı yaratabilirken, uzun vadede sağlıklı ve büyüyen bir reel sektörün, bankacılık sektörünün de sürdürülebilir kârlılığına katkı sağlayacağı unutulmamalıdır. Genel olarak, makroekonomik istikrar ve büyüme hedeflerine ulaşılması açısından olumlu bir sinyal olarak değerlendirilebilir.

Soner Güneş







































































































