Yüksek faiz oranları nedeniyle kredi maliyetlerinin artması, bütçe gelirlerinde yeni bir dönemi işaret ediyor: Krediden alınan vergiler, şirket kazançlarından toplanan kurumlar vergisini geride bıraktı.
Türkiye ekonomisinde son üç yıla damgasını vuran yüksek faiz politikaları, bütçe gelirleri dengesinde önemli bir değişime yol açtı. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, kredi kullanımları üzerinden toplanan vergiler, şirket kazançlarından alınan kurumlar vergisinin büyüme hızını katlayarak geride bıraktı. Son üç yılda kurumlar vergisi yüzde 186 artarken, kredilerden elde edilen vergi gelirleri yüzde 628 gibi rekor bir oranla yükseliş kaydetti. Bu çarpıcı veri, faiz artışlarının sadece maliyetleri değil, aynı zamanda vergi gelirlerini de nasıl dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor.
Kredi üzerinden alınan vergilerin bu denli hızlı yükselmesinin temelinde, bankacılık ve finans sektöründeki yüksek faiz oranları yatıyor. Özellikle kredi faizleri, Katma Değer Vergisi (KDV) ve Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) gibi kalemler aracılığıyla devlet kasasına önemli bir girdi sağlıyor. BSMV, kredi işlemlerinden ve bankacılık hizmetlerinden alınan bir vergi olup, faiz oranları yükseldikçe tahsil edilen miktar da doğru orantılı olarak artıyor. Bu durum, bireysel ve ticari kredilerin maliyetini daha da artırarak, bütçenin beklenmedik bir gelir kaleminin hızla büyümesine neden oldu.
Bu vergi yükü, finansmana erişimi zorlaştıran yüksek faiz ortamında hem şirketler hem de bireyler için ek bir maliyet unsuru oluşturuyor. İşletmelerin yatırım ve üretim süreçleri için kullandıkları kredilerin vergi yüküyle birlikte daha da pahalı hale gelmesi, büyüme potansiyelini kısıtlama riski taşıyor. Benzer şekilde, tüketicilerin ihtiyaç kredisi, taşıt kredisi ve konut kredisi gibi ürünlere erişimi de artan vergi yüküyle birlikte daha maliyetli hale geliyor, bu da iç talebi olumsuz etkileyebilir. Dolayısıyla, bu durum ekonomik aktivite üzerinde iki yönlü bir baskı yaratıyor.
Analiz: Krediden alınan vergilerin kurumlar vergisini geride bırakması, yüksek faiz ortamının ekonomi üzerindeki etkilerini net bir şekilde ortaya koyuyor. Borsa İstanbul açısından, artan kredi maliyetleri ve buna eklenen vergi yükü, şirketlerin yatırım iştahını azaltarak karlılıkları üzerinde baskı oluşturabilir. Özellikle bankacılık sektöründe gelirler artsa da, kredi talebindeki düşüş ve kredi risklerindeki potansiyel artış endişeleri yaratabilir. Bu durum, genel olarak ekonomik büyüme hızını yavaşlatma riski taşıdığından, borsada temkinli bir havayı destekleyebilir. Yatırımcılar, yüksek faiz getiren sabit getirili enstrümanlara yönelebilirken, şirket hisselerine olan ilgi azalabilir. Dolaylı olarak enflasyonla mücadele sürecinde alınan bu önlemler, kısa vadede piyasalarda belirsizliği artırıcı bir unsur olarak da yorumlanabilir.
Soner Güneş








































































































