Prof. Dr. Şenol Babuşçu’nun uyarılarıyla gündeme gelen konkordato kararları, 2026 yılının ilk yedi ayında 2024’ün tamamını geride bırakarak reel sektördeki finansman baskısının boyutunu gözler önüne serdi.
Ekonomi çevrelerinin yakından takip ettiği konkordato verileri, Türkiye ekonomisindeki mevcut zorlukları bir kez daha gözler önüne serdi. Prof. Dr. Şenol Babuşçu tarafından paylaşılan bilgilere göre, 2026 yılının yalnızca ilk yedi aylık döneminde konkordato süreçlerine ilişkin verilen karar sayısı 3 bin 529 olarak gerçekleşti. Bu dikkat çekici rakam, 2024 yılının tamamında kaydedilen 3 bin 497 kararı aşarak, finansal sıkışıklığın hızla derinleştiğini ortaya koydu.
Reel sektörde artan finansman baskısı, yüksek enflasyon, sıkılaşan para politikaları ve maliyetlerdeki artışlarla birlikte işletmelerin nakit akışını olumsuz etkiliyor. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ’ler), yüksek faiz oranları ve kredi erişimindeki zorluklar nedeniyle borçlarını çevirmekte güçlük çekiyor. Enerji ve hammadde fiyatlarındaki volatilite de işletmelerin karlılık marjlarını baskılayarak konkordato başvurularını hızlandırıyor.
Uzmanlar, bu artışın sadece bir sayıdan ibaret olmadığını, ekonominin genel sağlığı hakkında önemli sinyaller verdiğini belirtiyor. İşletmelerin konkordato ilan etmesi, tedarik zincirlerinde aksaklıklara, istihdam kayıplarına ve genel ekonomik aktivitede yavaşlamaya neden olabilir. Bu durum, piyasalardaki güveni sarsarak yeni yatırımların önünü kesme potansiyeli taşıyor ve uzun vadede ekonomik büyümeyi olumsuz etkileme riski barındırıyor.
Analiz: Konkordato kararlarındaki bu çarpıcı artış, Borsa İstanbul üzerinde baskı oluşturabilecek negatif bir makroekonomik göstergedir. Özellikle bankacılık sektörü, şirketlerin kredi geri ödemelerinde yaşayabileceği sorunlar nedeniyle artan risklerle karşı karşıya kalabilir. Genel olarak reel sektördeki bu zorlanma, şirket karlarını olumsuz etkileyebilir ve piyasada bir durgunluk beklentisi yaratabilir. Bu durum, yatırımcıların risk iştahını azaltarak BIST endekslerinde satış baskısına yol açabilir. Sektörel bazda ise, yüksek kaldıraçlı ve iç pazara bağımlı şirketler bu durumdan daha fazla etkilenebilir.
Soner Güneş









































































































